Nazım Hikmet: '' Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma; aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak. '' diyor.
Bazıları ise aynı gökyüzü altında çamurluk yapıyorlar.
Bir televizyon kanalında '' Aynı Yağmur Altında '' diye bir dizi film başlamış. Dizinin tanıtımını görünce seyretmeyi düşünmüştüm, Fikret Kuşkan'dan dolayı. Ancak baş roldeki kadın sanatçıyı! öğrenince seyretmedim.
Film şu sıralar, içinde geçen bir bölüm nedeniyle gündemden düşmüyor. Söz konusu sahnenin içeriğini duyunca şoke oldum.
Dizide modern ve Laik yaşantı tarzını temsil eden aile, evine yemeğe davet ettiği muhafazakar aileye - domuz eti kızartması - ikram ediyor!
Asırlardır bu memlekette; her inançtan, değişik mezheplerden ve inancı da olmayan insanlar; birbirlerinin seçimlerine, adetlerine saygı göstererek yaşamışlardır. Yaşıyorlar. Birbirlerinin kültürlerinde olmayan bir durumu, adeti; değil eyleme dönüştürmek, ağızlarına bile alıp konuşmamışlardır. ( İşi kaos yaratmak, provoke etmek olanlar hariç )
Bir yerlere yaranmak uğruna, hele bu konularda kutuplaşma yaratmaya kalkışmanın böylesi gerçekten çok tehlikeli...
Ve hiç anlayamadığım başka bir konuda laikliği benimseyen insanların dinsiz gibi gösterilmesi. Benim çocukluğum ve gençliğim hem Laik, hem de dindar olan insanların arasında geçti. Hepsi de çok güzel insanlardı. Ve tanıdığım bütün ateistler de iyi bir Müslüman da olması gereken bütün iyi özellikleri taşıyorlar. ( Sadece inanmıyorlar )
Ve siz, devrim düşmanları! O kadar Müslüman’sanız! Böyle ucuz yollardan laikliği karalayacağınıza, yıllardır bu memlekette dindar görünümlü insanlar neler yapmışlar, dönüp onlara bir bakın. Bu yüzden yeni nesil – Deizme - yönelmeye başladı.
Bu yaşıma kadar; kendi ideolojileri doğrultusunda bazı politikacıların, bazen gazeteci ve yazarların, farklı din ve mezhep ve siyasi görüşleri nedeniyle ayrımcılık yapan; ünlü ünsüz pek çok insanın; Atatürk ve devrimlerine ( olumsuz ) göndermeler yapmasına şahit oldum. Ancak bu ‘' pes ‘' dedirtti!
Gençlik yıllarımda rahmetli babamdan dinlediğim bir hikaye vardı. Şöyleydi:
'' Zamanın birinde, bir adam yaşarmış, ölüleri soyarak geçinirmiş. Yeni ölenlerin mezarlarını açar, kefenlerini soyup satarmış. Adamın yaptığı işi bilen herkes ondan nefret edermiş, bir tek kişi bile yokmuş onu seven.Gel zaman, git zaman adam bir gün ölmüş ve insanlar rahatlamışlar. Adam hakkında en ufacık güzel bir söz söylenmemesi ve arkasından rahmet okunmaması oğlunu çok üzüyormuş. '' Acaba ne yapsam da babama rahmet okutsam '' diye, kara kara düşünmeye başlamış ve birden aklına bir fikir gelmiş. O da, mezardaki ölülerin kefenlerini soymaya başlamış, ama soyduktan sonra ölülerin poposuna kazık çakmış. Gel zaman, git zaman çevre ahalisi bunu fark etmiş ve '' Allah rahmet etsin babası da kefen çalardı, ama kazık çakmazdı '' demeye başlamışlar.
Bu dizi filmdeki sahne de; gerçekten, önceki laiklik karşıtı söylemlerin üzerine '' Babasına rahmet okutmak '' olmuş.
Bu hangi amaçla çekilmiş olabilir acaba? Rejim düşmanlığı mı, cehalet mi, yoksa şuurunu kaybetmek mi desem? Gerçekten bilemedim. ( Keşke Fikret Kuşkan buna alet olmasaydı. )
Bazıları, ilkeleri olmadığı için güç ne renkse hemen ona dönüşüyorlar. Laik bir ülkenin tüm nimetlerinden yararlanıp, sonra laikleri aşağılamaya çalışmak da bu renk dönüşümün gereği oluyor herhalde...
Sadece aynı çamurların içinde, körlerle sağırlar birbirinizi ağırlarsınız. Unutmayın! Aynı gökyüzü altında güneş gibi parlayanlar da var bu ülkede.
İlk olarak yönetimi kutluyorum emel hanımın yazılarına yer verdikleri için inşallah devamı gelir. Emel hanım sizi kutluyorum yazınız için İYİKİ SİZİN GİBİ CUMHURİYET KADINLARI VAR.