''Gemicilik dilinde geminin başının karşıtı kıçıdır. Asıl ayıp olan, zoraki kibarlık taslayıp geminin – poposu - demektir.'' diyor Aydın Boysan bir yazısında. Bu tarz bir ifade ya da söylemler insanı belki güldürebilir, fakat bir de ayıp olmasın diye, nezaketen boyun eğdiğimiz durumlar var ki, bunların sonuçları insanları farklı etkiliyor.
Yaklaşık on beş gün kadar süren araştırma ve tetkikler sonucunda doktorum bana ''Yüksek tansiyonunuz var'' dediğinde çok şaşırmıştım. O zamanlar otuz sekiz yaşındaydım ve bu bana olmaz gibi geliyordu.
Oysa ben sekiz yaşındaki kardeşini kanserden ve yirmi sekiz yaşındaki en yakın arkadaşını beyin kanamasından kaybetmiş biriydim. Ayrıca, minicik başka çocuklar da tanımıştım amansız hastalıklarıyla savaşan. Ancak, o anda bunların hepsini unutmuş ve kendimin de bir gün hasta olabileceğini düşünmemiştim.
Doktorum yazdığı reçeteyi elime verdiğinde: ''Ben bu ilaçları kullanmam'' diye itiraz etmiştim. Fakat bana: ''Beyin kanaması geçirmek istemiyorsanız almak zorundasınız'' deyince çaresiz kabullenmiştim.
Ama, yine de, (Ankara'daki Metropol Hipertansiyon Merkezi'nin sahibi ve son yıllarda da yazar olan) doktorum Şekip Altunkan'la pazarlık yapmayı ihmal etmemiş ona: ''İlacın dışında tansiyonumun çıkmaması için sizce neler yapmalıyım, bana ne tavsiye edersiniz, belki ilaç almama gerek kalmaz?'' gibi sorular yöneltmiştim.
O gün beni çok şaşırtan bir cevap vermiş, ''Sizi sıkan, rahatsız eden ortamlardan ve insanlardan uzak durun.'' demişti. Çünkü tansiyonumun çıkması beslenme alışkanlıklarıyla ilgili değil asabi imiş. Ve bu sebepten de, kendimi rahat, iyi hissedeceğim insanlarla ve ortamda olmalıymışım.
Günlerce hep bu sözleri düşünmüş, o zamana kadar ne kadar çok şeye istemediğim halde dayandığımı hatırlamıştım. Ayıp olmasın diye, saygısızlık olmasın diye, nezaketsizlik yapmamak için... Pek çok arkadaşımın, tanıdığımın aslında beni hiç ilgilendirmeyen, normal şartlarda dert bile sayılamayacak ne çok şikayetlerini, konuşmalarını yıllarca dinlemiş, dinlemek zorunda kalmıştım. Ve yine hem aile, hem çevre baskısı nedeniyle; yıllarca gitmeyi hiç istemediğim, sevmediğim ortamlarda bulunmuştum. Sıkıcı bir takım insanlara tahammül etmek zorunda kalmıştım.
Neyzen Tevfik yüzü kapkara boyanmış bir haldeyken yolda karşılaştığı ve bunun nedenini soran Ahmet Haşim'e: Israrla ayakkabısını boyamak isteyen boyacıya acıdığı, boyatacak ayakkabısı olmadığı için de yüzünü boyattığını anlatarak, ''Merhamet insanın yüzünü bazen kara çıkarır.'' der.
Bunun gibi, çoğu zaman başkalarına ayıp olmasın diye, istem dışı katlanılan durumlar da insanın ruhunu karartabiliyor. Kişinin ruh ve beden sağlığını bozabiliyor. Dolayısıyla insan, asıl ayıbı kendisine yapıyor.
Nezaket: İlişkilerimize güzellik katan ve onu bu manada besleyen bir davranış olsa da, bedeli insanı yormamalı, insanı öldürmemeli.
Anlattıkların yaşadıkların mıdır?
Güzel bir konuya açıklık getirmişsiniz. Kutluyorum sizi.
İnsan her şeyden önce kendini düşünmeli. Saygı ve nezaket olmalı ancak bu nezaket kuralları da insanı etkilemeyecek şartlarda olmalıdır. Tebrikler güzel tespitler.
Doğru söze ne denir