Nedeni ne olursa olsun; aldatmayı, aldatılmayı ve bu eylemin sebebi olmayı asla tercih etmeyiz. Fakat, ne yazık ki hayatın içinde bu durumlar, bir şekilde yaşanır.
Evli çiftler arasında yapılan anketler sonucunda; en çok Alman kadınlarının ve İtalyan erkeklerinin eşlerini aldattığı ortaya çıkmış.
Koç, Oğlak ve İkizler burcunda doğanlar da aldatan burçların başında geliyormuş.
Türkiye'de evli erkeklerin yaklaşık % 20'si aldatırken, evli kadınlarda bu oran % 13’müş.
Kadınların aldatılma düşüncesine yaklaşımları da oldukça benzerlikler gösteriyor.
Bir hekim arkadaşım; ( Tesettürlü ve oldukça dindar olan ) hanımının kendisiyle cinsel anlamda birliktelik yaşamak istemediğini, fakat başkasıyla da birlikte olmasını kabul etmediğini anlatmıştı. ( Arkadaşın ifadesiyle kendi yemiyor, başkasına da yedirmiyordu. )
Bazı kadınlar da kocalarından nefret ederler, hatta onların kendilerine dokunmalarına bile dayanamazlar. Ancak kullanmasalar, hiç ihtiyaç duymasalar da mallarını başkalarıyla paylaşmayan insanlar gibi aldatılmanın sözünden bile kıskançlık duyguları kabarır, en ufacık bir sevgi bile beslemedikleri eşlerine göz açtırmazlar.
Aldatılma şüphesi karşısında bir kısım hanımlar ise; kendilerini dünyanın merkezinde gördüklerinden; birlikte oldukları erkekler ya da eşleri tarafından asla ihanete uğramayacaklarına inanırlar.
Oysa bir gün herkes aldatılabilir ya da eşini, birlikte olduğu insanı aldatabilir... Hatta erkeklerin rüyalarını süsleyen tanınmış ve çok güzel kadınlardan olmak bile, aldatılmamak için bir ayrıcalık oluşturmuyor.
Dünyanın en güzel kadınlarından biri olarak kabul edilen Monako Prensesi Caroline'i de; henüz yirmi yaşında iken evlendiği kırk yaşındaki Philips Junot Kuşadası'nda bir hayat kadınıyla aldatır. Bu konuyla ilgili Junot'un, daha sonra '' Ben yapmasam, bir gün o beni aldatacaktı '' demesi, genç ve güzel bir prensesle evli olmasının, onda oluşturduğu aldatılmak korkusunu açığa çıkarır.
İngiltere Kralı Charles'ın da; eski eşi Layd Diana gibi zarif ve güzel bir kadını '' At suratlı '' diye tanımlanan bir kadınla aldatmasının arkasında; kendi görüntüsünden duyduğu kompleks ( Halkının kendisini - çirkin bir adam - olarak tanımladıklarını bilmesi ) ve kendisini yetersiz hissetmesinin de etkisi olabilir.
İnsanların kadın ya da erkek olsun; özel ilişkilerinde, evliliklerinde yitirdikleri ya da bulamadıkları aşkı başkalarında araması ise aldatmanın başlıca nedeni. Hatta bu durum pek çok edebi esere, sinema ve tiyatro oyunlarına da konu olmuş. ( Rus edebiyatında; Tolstoy'un '' Anna Karenina '' adlı romanı, biz de ise Halit Ziya Uşaklıgil'in yazdığı '' Aşkı Memnu '' Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın '' Metres '' gibi romanları örnek gösterilebilir. )
Gerçekte ihanet etmek nerede başlıyor? Bedende mi, kalp de mi?
Bizim toplumsal değerlerimiz evliliğin devamını kutsal görüyor. ( Her iki taraf mutsuz olsa bile. ) Özellikle erkeklerin karşı cinsle fiziksel olarak yaşadıkları ilişkiler '' kaçamak yapmak '' olarak değerlendiriliyor. Pek çok kadının, özellikle ekonomik özgürlüğü olmayan kadınların da ihaneti kabullenmekten başka çaresi kalmıyor.
Ancak eğitimli ve güçlü kadınların da aldatılma karşısındaki tepkileri benzerlikler gösteriyor. Aldatan eşten ayrılmak yerine rakibiyle kişisel bir güç savaşına girişmeyi tercih ediyorlar. Bedeli kendi yaşamlarından vazgeçmek de olsa. Oysa aldatan kişinin kalbi - gitmişse bir başkasına - geri dönmüyor eskisine.
Victor Hugo aşkın tarifini yaparken: '' Kalp beynin işiyle ilgilenmez '' diyor. Aldatma kalple ilgiliyse yapacak bir şey de olmuyor... '' Geçmiş olsun '' demekten başka.
Tebrik ederim Çok güzel bir yazı olmuş Güzel bir tespit başarılarının devamını diliyorum
Kutlsrim arkadaşım..
İlginç bir araştırma. Nedenleri koonusundada bir araştırma yapılmalı sanıyorum
İnsanın da hayvanın da yaratılışında aldatma kandırma hep var. Bunlar kademe kademe farklılık gösterir. Türkiye'de aldatmanın az olması İslam toplumu olarak eğitim alınması etkili olduğunu tecavüzünde bu yüzden dindardlarda daha çok olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Müslüman yalan söylemez çalmaz öyle mi?