Hayvansal Seviyeden Bilinçli Varoluşa Yolculuk
İnsan, doğanın temel yasalarıyla var olur: içgüdüleri, bedenin talepleri, hayatta kalma dürtüsü... Bu, varoluşun en sade hali, biyolojik kodlarla şekillenen bir düzendir. Ancak insanı yalnızca biyolojik bir varlık olarak görmek, onun derinliğini eksik bırakır. Hayvansal seviyeden çıkmak, kendi özünden başlayan bir anlam inşasıyla mümkündür. Çünkü anlam, insanı içgüdüsel yaşamdan bilinçli varoluşa taşıyan köprüdür.
Bir tohum gibi, insan da özünde sakladığı potansiyel ile gelir dünyaya. Bu potansiyel, içgüdülerin ötesinde bir varoluş arayışına çıktığında büyümeye başlar. İnsan, yalnızca beslenmek, korunmak ve çoğalmak gibi temel dürtülerle sınırlı bir yaşam sürerse, kendini bulma şansı yakalayamaz. Ancak bir gün sessizce durup kendi içine bakmayı öğrendiğinde, hayatın temel soruları karşısında kendine bir ışık arar: "Ben kimim?" "Neden buradayım?" "Ne uğruna yaşıyorum?"
Viktor Frankl, _"İnsan, ancak bir anlam bulduğunda gerçekten yaşamaya başlar."_ diyerek bu dönüşümün sırrını verir. Hayvansal seviyenin ötesine geçiş, insanın kendi varlığını sorgulaması ve kendini aşmasıyla başlar. Nietzsche’nin söylediği gibi: _"İnsanın kendini aşması gerekir."_ Kendini aşmak, yalnızca içgüdülerin yönettiği bir varlıktan çıkıp bilinçli bir değer yaratmaya başlamaktır. Bu anlam, yalnızca bireyin kendi yaşamını değiştirmekle kalmaz, çevresine de dokunan bir ışık haline gelir.
Frankl’ın dediği bir başka gerçek, anlamın başkalarına hizmet ederek büyüdüğüdür. Anlam bulan insan, artık yalnızca kendisi için değil, çevresi için de bir değer yaratır. İlişkilerinde derinlik arar; dostluk ve sevgi, yalnızca içgüdüsel bağlardan değil, anlamın birleşiminden doğar. Anlam, insanın davranışlarına bir zarafet, ilişkilerine bir bilgelik katar. İnsan, yalnızca vermekle tükenmediğini, aksine verme eylemiyle büyüdüğünü fark eder.
Bu, bir ağacın büyüme hikâyesine benzer. Köklerini sessizce derinleştiren, dallarını gökyüzüne uzatırken çevresine gölge ve yaşam veren bir ağacın zarafeti gibi… İnsan, anlam bulduğunda yalnızca kendini yükseltmez; çevresini besleyen, güzelleştiren bir varlık haline gelir. Mevlânâ’nın şu sözleri, bu süreci özetler: _"Bir mum diğer mumu tutuşturduğunda, kendi ışığından bir şey kaybetmez."_ İnsan, hayvansal seviyeden yükseldiğinde, içindeki ışığı çevresine de taşır.
Ve nihayetinde, bu yolculuk bir tamamlanma değil, sürekli bir inşa sürecidir. Kamil insan olmanın sırrı burada yatar. İnsan, kendini aşmayı başardığında, yaşamını bilinçle şekillendirdiğinde ve anlamın peşinden koşmaktan vazgeçmeyip ona sahip olduğunda, hayatta kalmayı değil, yaşamayı seçer. Bu, insanın hayvansal seviyeden bilinçli varoluşa yaptığı en büyük yolculuktur.
Ersin AYYILDIZ