ÇOCUK DEĞİL, AYNA KIRIK
Günümüz anne babalarının gündemleri aşağı yukarı aynı:
"Oğlum odasını toplamıyor."
"Kızım odasından çıkmıyor, sürekli telefon elinde."
"Ne söylesek tersliyor, iletişim kuramıyorum, saygısızlaştı."
"Biz böyle miydik canım bizim zamanımızda!"
Bir yandan çocuklar suçlanıyor, diğer yandan bir çaresizlik hâkim. Fakat soruyu tersine çevirmeye kimse pek yanaşmıyor:
Değişmesi gereken çocuk mu, yoksa ben miyim?
Her çocuk, bir ailenin aynasıdır. Bu söz kulağa romantik gelebilir ama içinde sert bir hakikat gizlidir. Çünkü çocuk, gözünü açtığı andan itibaren dünyayı ebeveyninin gözünden okumaya başlar. Ne görüyorsa onu öğrenir. Ne duyuyorsa onu içselleştirir. Ne hissediyorsa onunla karakter inşa eder. Ve ne eksikse onunla büyür...
Çocuklar dışarıdan gelen sesle değil, içerden gördükleriyle büyürler. Ebeveyn neyse, çocuk onun hissedilen yansımasıdır. Bir çocuk, “nasıl yaşanır”ı en çok izleyerek öğrenir. Ebeveynin ses tonu, göz teması, birbirine davranışı, krizle baş etme biçimi... Hepsi çocuğun "hayat nasıl yaşanır?" sorusunun cevabıdır.
Aslında şikâyet edilen çocuk davranışları çoğu zaman evin duygusal ikliminin sessiz çığlığıdır. Bir çocuk bağ kuramıyorsa, evde bağ kurulmayan bir yer vardır. Bir çocuk sürekli öfkeleniyorsa, bastırılmış duyguların yükü çoktan sırtına yüklenmiştir. İlgisizse, belki ilgi gören değil "yönetilen" biri olmaya zorlanmıştır.
“Her çocuk bir hikâye anlatır. Dili yoksa davranışlarıyla…”
Sosyologlar bize şunu söylüyor: Her çağın bir aile yapısı, bir çocuk yetiştirme modeli vardır. Sosyolog Émile Durkheim'a göre toplum, bireyin davranışlarını şekillendiren kolektif bir güçtür. Ancak bu güç durağan değil; değişkendir.
Örneğin, 70’li yıllarda çocukluk; sokakta büyümekti, ebeveynin görevi karnını doyurmak ve okula göndermekti. 90’lara geldiğimizde başarı baskısı başladı: "Aman sınıfın en iyisi olsun." Şimdi ise her şey "kontrol" üzerine kurulu.
Ders saatini biz belirliyoruz, ne izleyecek, kiminle arkadaş olacak, hangi sporu yapacak… Hepsi bizim filtremizden geçiyor. Ama gözden kaçırdığımız bir şey var: Davranış kontrol edilebilir ama ruh bastırıldıkça çatlar.
Bugünün çocukları artık eski dünyaya ait değil. Onlar, özgürlük ve kendilik ihtiyacıyla büyüyor. Sorguluyorlar, itiraz ediyorlar, kendi alanlarını talep ediyorlar. Ama biz hâlâ "bizi yetiştirdikleri gibi" yetiştirme derdindeyiz.
Olmaz. Olmuyor. Ve olmayacak da.
Çocuk gelişimi sadece fiziksel değil, duygusal bir süreçtir. Çocuk, ilk yıllarında kendini bakım verenin gözünden tanımlar. Eğer o gözlerde yeterince ilgi, sevgi ve güven yoksa ne yapsa da “yeterli” hissedemez.
Psikolog Carl Jung şöyle der: “Eğer bilinçdışınızı bilinçli hâle getirmezseniz, ona kader dersiniz ve hayatınızı o yönetir.” Çocukların davranış bozuklukları çoğu zaman ebeveynin bastırılmış gölgelerinin bir yansımasıdır. Anne kendi çocukluğunda görülmediyse, çocuğunu da “yeterince” göremez. Baba duygularını bastırarak büyüdüyse, çocuğun öfkesine tahammül edemez. Yani çocukla kurulan ilişki, sadece bir bağ değil, aynı zamanda bir yüzleşme alanıdır.
Peki, Ne Yapmalı?
Öncelikle şunu kabul etmek gerekir:
Hiçbir çocuk “bozuk” doğmaz ama her çocuk, bozuk sistemlerde hasar alır.
Odasını toplamıyor mu? Belki de her şeyin emir-komuta zinciriyle ilerlediği bir evde kendi alanını kurmaya çalışıyordur. İçe kapanık mı? Belki de duygularını ifade ettiğinde yargılandığı için sessizliği seçmiştir. Ders çalışmıyor mu? Belki de onun başarı tanımı bizimkinden farklıdır.
Ebeveynlik; kontrol etmek değil, eşlik etmektir. Yol göstermek değil, beraber yürümektir. Önüne hedef koymak değil, onun iç sesine kulak verebileceği bir ortam kurmaktır.
Bugün çocuğunuzla sohbet etmeye niyet edin. Ama onu düzeltmek için değil, anlamak için. Ona şu üç soruyu sorun:
- Seni en çok ne mutlu eder?
- Bu evde seni en çok ne zorluyor?
- Benden ne istediğini ama hiç söyleyemediğini düşündüğün bir şey var mı?
Ve bu sorulara cevap vermesi için zaman tanıyın. Gerekirse bugün değil, yarın konuşun. Ama niyetiniz yargısızca dinlemek olsun.
Unutmayın!
Çocuğunuzun davranışı, sizin değişim davetiniz olabilir.
Çünkü “sorunlu çocuk” yoktur...
Görülmemiş bir ayna vardır, çatlamış ama hâlâ konuşan.
Ah dostlarim peki Anne babalari ayri coxuklar ne yapmali ,bizim tercihlerimizin bedelini cocuklar cekiyor