Dün gece yeni bir katliama tanıklık ettik.Beşiktaş’da meydana gelen” canlı bomba” yüzlerce insanı öldürmeyi göze alıp kendini patlattı.Son iki yılda kaç kez tanıklık ettik bu katliamlara. Kaç kez gözyaşı döktük. Tanıdığımız insanlar yakınlarını kaybettiler. Hep beraber ağladık ve cenazelerimizi kaldırdık. Kim bilir kaç kez daha yaşayacağımız bu acıları ve belki bir gün kurban biz olacağız. Diken üzerindeyiz hepimiz. Çocuklarımıza ” Kalabalık Yerlere Gitme ” diye uyarmak zorunda kalıyoruz. Ne zaman nerede kendini patlatacağı belli olmayan bu kötülük çocuklarını bu hale getiren sistemleri sorgulamak yerine hataları suçluları küçük noktalarda arayarak bir gün sıranında bize geleceğini bile bile bekleşiyoruz. İyilik gibi kötülük de bulaşıcıdır. Canlı bir varlığı hayatından vazgeçirecek kadar aklını zihnini alan, kalbini kör eden, onu canlı bir silaha dönüştüren “ Kötülük Toplulukları ” bu sistemin bir ürünüdür. Kötülük toplulukları kötülük toplumlarının bir dayatması olarak karşımıza çıkıyor. Sadece bizim toplumumuzun değil, dünya toplumlarının da bir sorunudur bu kötülük toplulukları. Her toplumun kötülük üretme biçimi birbirinden farklı farklıdır. Ortadoğu’da islamın bazı yorumları kötülük topluluklarını üretirken, diğer toplumlarda ideolojik kökenli, kendi dinleri üzerinden vs gibi yüzlerce kötülük toplumlarının, kötülük toplulukları üretme biçimleri karşımıza çıkar. Dünya insanlarının büyük bir bölümü kötülüğe karşı sessizdir. Kendi kabuğa çekilmiş, ona dayatılan her hayata zalimliğe göz yummaktadır. Kötülük toplumlarının baş düşmanı korku imparatorlarının ellerinde oyuncak olmalarıdır. Kötülük toplumu oluşturmanın ilk koşulu korkuyu sonuna kadar kullanmak, korkunun dozunu artırarak onları düşünemez, kımıldayamaz bir hale getirmektir. Korku sayesinde ele geçirilen öz benlikler artık kötülük toplumu oluşturmanın bir bireyidir. Bir gün mutlaka onlarda kötülük topluluklarının ağına düşecek, niçin öldüğünden haberi olmayan kötülük toplumlarının bireylerine saldıracaktır.
Korku, kötülük topluluklarını, kötülük toplulukları ise kötülük toplumlarını oluştururlar.
Kötülük toplulukları kendi kendine oluşmaz. Bu sessiz, duyarsız yığınların çocuklarının içinden çıkarak kötülük topluluklarını bu şekilde oluşturmuş olurlar. Çocuk yetiştirme süreçlerini ele alarak kötülük toplulukları üretme sürecimizi tersine çevirebiliriz. Çocuk yetiştirme süreçlerimiz, insani niteliklerden ço,k çocuğa bencillik, hırs, güçlü olma arzularını ön plana çıkarıyor. İnsani nitelikleri yüklemeden topluma sürdüğümüz her çocuk kötülük topluluklarının piyonu haline gelmektedir. Her çocuk masum doğar. Biz bir çocuğu nasıl ” Canlı Bomba ” haline getirmeyi başarıyoruz buna bakmamız gerekir.
Aklın, ilmin, bilimin, vicdanın, merhametin, hakkın, hukukun yanında yer almayıp, her türlü yalanı, dolanı, hileyi, hurafeyi, zalim yardakçılığını kendine bayrak edinen toplumlar kötülük toplumlarıdır.
Sonuçta kötülük topluluklarının saldırılarına maruz kalmaktır. Her şeyin başı çekirdek aileden başlayark bütün okul hayatımızı insan odaklı, yüksek insani değerlerini ön plana alan, öldürmenin değil yaşarken yaşayanları kendi fikirlerimize ikna etmenin yollarını öğretmeyi ve öğrenmeyi başarmadığımız sürece biz bu saldırılara gelecekte de daha çokça maruz kalmış olacağız. Eğitim, öğretim, öğrenim ayakları yere basan, insani değerlere sahip öz benlik oluşturacak şekilde tasarlanmalıdır. Bütün çocuklar masum doğar. Bu çocukları nasıl canileştiriyoruz. Buna nasıl müsaade ediyoruz. Buna bakmalı, böylece aynayı kendimize tutmalı, çuvaldızı kendimize batırmalıyız. Yaşadığımız kötü sonuçlardan önce bu sonuca gitme süreçlerini incelemeli, süreçler başlamadan önlerini kesecek, yüksek insani bilinç çocuklarını oluşturmalıyız. Yüksek insani çocuklar üretmeyi hayat felsefemiz haline getirmediğimiz sürece dünya bir kan toplumu olmadan öteye gitmeyecektir. Bu sadece Türk toplumunun sorunu değil bütün dünya toplumlarının asli sorunudur.